İyileştirici Sevgi

İyileştirici Sevgi

Masumi Toyotome “Dünyada sevilmek istemeyen kişi yok gibidir” diyor. 

Ama Fuzuli’ye de sormuşlar: “sevmek mi daha güzeldir, sevilmek mi?” diye 

“Sevmek” demiş; “çünkü sevildiğinden hiçbir zaman emin olamazsın.” 

Hadi bakalım! 

Peki nedir bu sevgi?

Ne olursa olsun, sırf duygunuz ‘sevgi’ diye, siz hissettiğiniz şeye sevgi dediniz diye bu duygu iyi birşey midir, gerçek sevgi midir sahi? 

Daha önce “Sevgi Nefretten daha Tehlikeli” yazımı blog sayfamda yayınlamış ve sevgiyi kutsallaştırmanın risklerinden ve hatta yarattığı şiddetten bahsetmiştim. 

Japon yazar Toyotome ise sevgiyi üç tür ile açıklamış.

Bu sevgilerinde birincisine “Eğer” türü sevgi demiş. 

Yani belli beklentilerimi karşılarsan seni o zaman severim diyorsan sevgin eğerli.

Atın eyeri gibi insanın eğeri de bu şekilde sevene konfor sağlıyor.

Eğer başarılı, önemli bir kişi olursan, uslu çocuk olursan, şöyle olursan, böyle davranırsan seni severim sevgisi bu. Çoğu zaman sevenin bencil hayalleri üzerine kurulan bir sevgiyi görürsünüz bu sevgi türünde. Örnekleri çoğaltabilirsiniz. 

Diğeri ne?

“Çünkü” türü sevgi…

 

Toyotome diyor ki “Bu tür sevgide kişi, bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe ya da koşula bağlıdır”. 

 

Bu tür sevgide ise bir hayalden bir beklentiden ziyade bir gerçeklik var.

Zaten var olan bir özelliğe yine bencilce sahip çıkılıyor. 

Adına da sevgi ambalajı geçirilip hediye gibi sunuluyor. Rantçı, açgözlü bir sevgi desek yanlış olmaz sanırım. Manzarası güzel bir arsaya, kıymetli bir kalbe kaçak bina dikmek gibi. 

 

Toyotome, bu tür sevginin, eğer türü sevgiye tercih edileceğini söylüyor.

 

Eğer türü sevgi, bir beklentiye bağlı olduğundan ağır bir yük haline gelirken zaten sahip olduğumuz bir nitelikten dolayı sevilmek egomuzu okşar.

 

Bu tür sevgiye daha yakından bakarsanız o kadar da sağlam olmadığını görürsünüz. Çünkü sahip olduğunuz şeye bağımlı kılar, sizi rakiplerinizle sürekli karşılaştırmak zorunda bırakır.

 

Zengin daha zengin olmak zorundadır, güzel güzelliğini korumak hatta daha da güzelleşmek. Çünkü her zaman daha zengini ve daha güzeli olacaktır.

 

‘Hızlı ve Öfkeli’ film serisi bile insanın bu doyumsuzluğuna bu ihtirasına göndermeyle adını güncelleyip; “Daha Hızlı ve Daha Öfkeli” olmadı mı?  

 

“Toplumlardaki sevgilerin çoğu “çünkü” türündendir ve bu tür sevgi, kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür.” diyor Masumi Toyotome 

 

E öyle sevemiyoruz, böyle sevilemiyoruz. Nasıl bir sevgi lazım bize? 

 Önce kuşkuyu ortadan kaldıralım. 

 Üçüncü tür sevgi Rağmen sevgisi. 

 Yani koşulları sağladığı, birşeylere sahip olduğu için değil, eksikliklere kusurlara “rağmen” sevgisi. 

 

Cahilliğine, kötü huylarına ya da kötü geçmişine “rağmen”, olduğu gibi, o haliyle sevmekten bahsediyor. 

 

Hatta sevgisiz ve böyle bir umuda sahip olmamanın birey için yıkıcı sonuçları olacağını savunup daha da ileri gidiyor; “Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni Rağmen türü sevgiyi şu anda yaşamanız ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza inancınızdır.” diyor.

 

Ama sonra da “Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok” diye bizi uçurumun kenarına sürüklüyor.

 

Haydi bakalım şimdi ne olacak? 

 

X Kuşağı hatırlar “Lost” dizisini. Bir heyecanla ve harika sorular ve kurguyla izleyiciyi son bölüme kadar taşımış ama finalde kafalardaki sorularla dımdızlak ortada bırakmıştı. Toyotome, tıpkı o dizi gibi ortada bırakıyor bizi…

 

E benim güzel Japon kardeşim sen de biliyor ve diyorsun ki “Dünyadaki en büyük kıtlık, rağmen türü sevginin yeterince olmayışıdır!..”  Madem böyle diyeceksin neden olamayacak rağmen türü sevgi ile koca koca profesörlere rağmen türü sevgi ile ahkam kestiriyorsun. Garibim de sanıyor ki her türlü defektime rağmen beyaz atlım, pamuk kalplim gelecek beni olduğum gibi sevecek. 

 

Kendimizi kandırmayalım.

 

Rağmen sevgisi bir annelik-babalık içgüdüsünde varsa var, bir de belki Mevlâna’da.

Mevlâna bile ne olursan ol gel diyor ama ne olursan ol kal demiyor.

Gel ki öğren, kendini aş diye çağırıyor.

Başlangıç için sana bir kapı aralıyor, fırsat veriyor. 

 

Ayrıca günümüz tüketim toplumu reflekslerine kaptırmış ruhların, rağmen sevgisine yaklaşması mümkün mü? (Derinleşmek isteyen ruhlara “Rant insanlığımızın önüne mi geçti?” yazımı öneririm.) 

 

Sen diğer her alanda sınırsız isteklerinin peşinden kıt kaynaklarınla yetişmeye çalışıp, en az verip en fazlasını almak için iştahla koştur, sonra sevgide “rağmen sevgisinin” yeşermesini bekle.

 

Bu hayal tacirliği değil mi?

Hem de Mutsuzluk Virüsü Affluenza’nın kol gezdiği dünyada bu tohumu ek.

Niyet güzel ama bu iklimde, bu ortamda o tohum tutar mı?

Tutmuyor…

Ama sevgi değerli, aramaya devam

 

Evet sevgi değerli…

Sevmek güzel, sevilmek güzel de sevginle ne yapıyorsun?

Ne ortaya koyuyorsun?

Yoksa sen sadece,

aslında kendindeki eksiklikleri giderdiğin,

ihtiyaçlarını karşıladığın

ve hatta egonu tatmin ettiğin için hissettiğin şeye mi sevgi diyorsun?

 

Eğerli, çünkülü, rağmenli sevgin neyi başarıyor?

 

Eksiklikleri gidermeye, ihtiyaçlarını karşılamaya ve egonu okşamaya odaklı bu duygularına sevgi diyerek bir de kendini ve yaptıklarını mı legalize ediyorsun yoksa?

 

Hocam sen de bizi uçurumun kenarında öylece bıraktın.

Ne olmayacağını değil nasıl olacağını söyle diyorsun değil mi?

Peki…

 

Dördüncü tür: İyileştirici Sevgi

 

Yaralarını saran, hayatına anlam katıp, seni geliştiren sevgidir gerçek sevgi.

Hani Fuzuli sadece kendi sevginden emin olabilirsin diyor ya. Hadi bunu karşıdan sevgi beklentilerin ile değil de kendi sevginin sorumluluğunu alarak değerlendir.

Sor aynadaki yansımana.

Ailen, sevdiceğin, evdeki kedin, saksıdaki çiçeğin de dahil hayatındakilerin yaşamlarına değer katıyor musun, onların yaralarını sarabiliyor, onları iyileştirebiliyor musun?

Onlarla birlikte kendin de iyileşiyor, gelişiyor musun?

 

Hatta sadece “sana ve ona”, kendinize değil yaşamın geri kalanına anlam katıp, diğerleri için de bir fayda sağlayabiliyor musun o sevgiyle?

 

Bir artı bir en az üç ediyor mu o sevgiyle?

 

“Eğer, çünkü sevgisinde” sadece kendin için seviyorsun, sürdürülebilir değil…

“Rağmen sevgisinde” kusurlara rağmen seviyorsun,

salt fedakarlığa dayalı olduğu için sevgin enerjinle sınırlı, o da sürdürülemiyor…

 

İyileştirici sevgide ise seven de sevilen de bu sevgiden besleniyor.

İlham kaynağın, yaşama sevincin oluyor.

Yaptığın işi daha iyi yapmanı sağlıyor.

Yeni şeyleri keşfetmen için sana ufuk açıyor.

Yapabileceğine inanmanı sağlıyor,

potansiyelini açığa çıkarıyor.

 

Şimdi,

Seviyorum dediğin her kimse, her ne ise ona bak!

Seni seven her kimse ona bak!

Bu sıraladıklarım o ilişkinde var mı?

Eğer yer almıyorsa, orada “eğer, çünkü ya da rağmen sevgisi” hâkim demektir.

Emin ol ya sürmeyecek ya da zorla, istemeye istemeye sürecektir.

 

Toyotome “peki bu dünyada sevgi ne kadar var diye sorup kendisi yanıtlıyor;

açlığımızı biraz bastıracak kadar.”

Ya da susuzluğumuzu giderecek kadar…

 

Gideriyor mu gerçekten?

Gidermiyor, aksine her geçen gün daha da büyük ihtiyaç haline geliyor.

Sevgiye susayıp günümüzün gündelik, ucuz dopaminlerine bel bağlayan ve bunu da sevgi sanan ruhlar, susadıkça deniz suyunu kana kana içenler gibi..

Eller, dudaklar, yüzler, ruhlar tuzdan yara bere içinde.

 

Aradığımız ise iyileştirici sevgi…

 

Tabi ki her ilişkide beklentiler, koşullar, rağmenler yer alır.

Ama o sevgiye çoğunlukla ve hatta sadece bunlar hakimse, o ilişki sürekli ve sadece bu üç tür sevginin etrafında dönüp duruyorsa, orada sorunlar başlayacak, tuzlu su boğazları yakacaktır.

 

Gerçek sevgi ise iyileştiricidir;

onarır,

ilham verir,

geliştirir,

yeniden ve yeniden inşa eder…

 

Sevgiyle,

Ama iyileştirici sevgiyle 🙂