Kadına Şiddet, Kırık Camlar Teorisi ile Önlenebilir mi?

Kadına Şiddet, Kırık Camlar Teorisi ile Önlenebilir mi?

Merhabalar sevgili dostlar,

Geçtiğimiz hafta ülkece ve maalesef yine moral bozucu, üzücü günler geçirdik!

Muğla’da üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’in vefatından sonra yine bir başka şiddet vakası ile masum bir köpeğin başına gelenleri izledik.

Görsel ya da yazınsal şiddetin, şiddete tepki dahi olsa, yine şiddeti beslediğine inandığım için olayların detaylarını burada özellikle girmiyorum, yaşanan üzücü olaylar hakkında sizlerin bilgisi olduğunu biliyorum.

Güçlünün(!), Güçsüze Uyguladığı Şiddet Önlenebilir mi?  

Türkiye’de son yıllarda kadınlara, hayvanlara, çocuklara, doğaya ya da özetle güçlünün(!) güçsüze uyguladığı şiddet vakaları hızla tırmanmaya devam ediyor.

Aile ve Sosyal Çalışmalar Bakanlığı ve Hacettepe Üniversitesi‘nin birlikte yürüttüğü ve 2014 yılında yayınlanan Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırmasına göre ülkedeki kadınların en az üçte birinin fiziksel ve/veya cinsel şiddete maruz kaldığı tespit edilmiş. Bu rakamlar ise sadece evli kadınlar için hesaplanabilenler. Merak edenler rapora yazının sonunda paylaştığım bağlantı adresinden ulaşabilirler. Şiddet vakaları elbette sadece kadına, çocuklara ya da doğaya yönelik de değil. Örneğin görevini icra etmeye çalışan sağlık çalışanlarına yönelik şiddet vakaları da yine dikkat çeken şiddet türleri arasında yer alıyor.

Konunun psikolojik, siyasi, sosyolojik, hukuki birçok alt unsuru eminim ilgili uzmanlarca detaylıca tartışılacaktır.

Benim bu tartışmalar ekseninde bu yazıyı kaleme alma amacım,                                                          toplumda karşılaştığımız her türlü “Şiddet” vakasını engellemeye katkı sağlaması açısından “kırık pencereler teorisini” yeniden hatırlatmak.

Okurlarım, takip eden dostlarım hatırlayacaklardır.                                                                                          Daha önce sağlık kurumlarında, hasta güvenliği uygulamaları ve şehir hastanelerine yönelik kırık pencereler teorisinin uygulanabileceğine yönelik birkaç makale kaleme almış ve konuyu tartışmıştım. (ilgili makaleleri yazının sonunda paylaşacağım)

Ancak mevzu toplumda görülen şiddet vakaları olunca, Kırık Pencereler Kuramı gözden kaçırılmaması gereken bir teori olarak karşımıza çıkmaktadır.

Kırık Camlar Teorisi

Kırık camlar veya kırık pencereler kuramı, (Broken Windows Theory) ABD’li suç psikologu Philip Zimbardo’nun 1969 yılında yapmış olduğu bir deneyden esinlenerek elde edilmiş olan, kentsel bozukluk üzerine anti-sosyal davranışlar ve diğer suçlardaki vandalizm davranışları/belirtileri ve normları işaret eden kriminolojik bir teoridir.  Amacı; düzende bozulan küçük şeylerin tekrar düzenli olacak şekilde değiştirilerek, düzenin sağlanmaya devam edilmesidir.

James Q. Wilson ve George L. Kelling tarafından 1982 yılı yayınlanan Kırık camlar makalesinden bir bölüm teoriyi şöyle açıklamaktadır (https://tr.wikipedia.org/);

“Birkaç kırık penceresi olan bir bina düşünün.

Camlar tamir edilmemişse birileri birkaç cam daha kırar.

Sonunda bina boş ise tüm camları kırılabilir, belki de yangın bile çıkarabilirler.”

Ya da bir kaldırım düşünün, bir kaç parça çöp atılmış…

Burada bazı çöpler zamanla birikir. Yakın zamanda bu çöpler daha fazla birikir. Eğer bu çöpleri kaldırmazsanız, sonunda buradaki ve çevredeki diğer insanlar çöpleri sürekli buraya atmaya başlarlar…

Şimdi o her bir kırık camın, pencerenin yerine kendisine “şiddet” uygulanan bir kadını, bir çocuğu ya da hayvanı koyun.

Taşlar yerine oturdu mu?

Peki, Kırık Camları Nasıl Onardılar?

Her ne kadar teoride birçok farklı bakış açısı ortaya konulmakta birlikte bu teorilerin uygulanması o kadar kolay olmamaktadır. Ancak, kırık camlar teorisi 1984 yılında New York Metro İdaresi ve New York Polis Departmanı tarafından suç oranlarının iki katına çıktığı bir dönemde teoride kalmamış ve uygulanmıştır.

Kuramın uygulanmasına yer altından, metrolardan başlanmıştır. O dönemde yaygın olan metro vagonlarının duvar yazıları ile çizilip, boyanması kuram açısından “kırık pencere” olarak değerlendirilmiştir.

Bunun için öncelikle her bir vagonun temizlenmesi ile “pencereler onarılmaya” başlanmıştır.

Yazılan, çizilen boyanan tüm vagonlar elden geçirilmiş, temizlenmiş ve yeniden boyanmıştır. Her seferde, vagon turunu tamamladığında, eğer boyalı bir vagon var ise hattan çekilmiş, temizlenmeden tekrar sefere konulmamıştır. Böylece sürekli bir izleme, değerlendirme ve iyileştirme yapıldığı mesajı verilmiştir.

Daha sonra küçük suçların peşine düşülmüş; vagonları boyayanlar, metroya bilet almadan binenler, buraları tuvalet olarak kullananlar, kamu malına zarar verenler yakalanarak haklarında işlem yapılmıştır. Bu suçlardan yakalananlardan birçoğunun aynı zamanda daha büyük suçlardan arandığı tespit edilmiş ve tutuklanmışlardır.

Yılda bir milyar yolcu taşınan metroda,  uygulanan “sıfır tolerans” sayesinde New York’un altında, cinayet, yaralama, hırsızlık, gasp vb. gibi bir zamanların olağan suçlarında önemli oranda bir düşüş yaşanmıştır.

Çözümler zihninizde canlanmaya başladı mı?

Kırık Camları ve Kalpleri Onaralım!

Şiddet uygulayan, şiddeti besleyen, çanak tutan, görmezden gelerek pasif olarak destekleyen her yürek tahminimce geçmişinden getirdiği, uzun zamandır taşıdığı kırık bir kalbi kendince ve çoğu zaman ruhsal bir çöküntü ile hastalıklı bir şekilde onarmaya çalışıyor.

Aslında şiddeti uygulayan birçoğu aynı zamanda öncesinde belki de şiddetin kurbanı bir çocukluk süreci geçirmiş olabilir mi diye de düşünmeden edemiyor insan.

Dolayısıyla aslında şiddet, döngüsel olarak şiddetin kökeni oluşturuyor.

Belki de şiddet mağduru zamanla kendi şiddetini kendince gerekçelendiriyor.

Elbette konunun bu kısmı özellikle uzman psikologlarca değerlendirilecektir. Hastalık yoktur, hasta vardır ilkesi ile yaşanan her olay ayrı bir vaka olarak değerlendirilmeli. Konunun bu kısmı ile ilgili, geçmişte yara alan her kalbin uzmanları tarafından onarılması gerektiğini hatırlatmak istiyorum sadece.

Kırık camlar teorisi ile ilgili kısmına geri dönecek olursak, Zimbardo deneylerinden yola çıkılarak oluşturulan teori Amerika’da suçun önlenmesinde kullanılmış ve sonuçlar da alınmış.

O halde ülkemizde de her türlü şiddet vakası için neden değerlendirilmesin diyerek uzmanların dikkatlerine sunmak istiyorum.

Biz şiddeti genelde işlenen cinayetler sonrasında güçlü bir şekilde ele alıyor olsak da, aslında gördüğümüz buz dağının sadece üstü.

Şiddeti buradan ele almak, büyük bir yangına sadece havadan su sıkmak gibi görünüyor.

Hâlbuki şiddete biraz daha yakından baktığımızda

Duygusal Şiddet,

Sözel Şiddet,

Ekonomik Şiddet,

Fiziksel Şiddet olarak ayrı boyutları ile değerlendirebiliyoruz.

İşte Kırık Pencereler Teorisi tam da burada karşımıza çıkıyor.

Şiddetin her boyutunda oluşan kırık camların tespit edilerek ayrı ayrı ve anında müdahale mekanizmaları geliştirmemiz gerekiyor sanırım.

Kırılan her bir pencere, (ya da yangın) daha büyümeden, hızlıca tamir edilmeli ve kıranlara da etkin yaptırımlar tartışılmalı.

Bu yaptırımlar her zaman çok sert olmak zorunda da değil, sadece tutarlı ve sürekli olması doğru mesajı verecektir.

Elbette kolay bir konu olmamak ile birlikte çözüme yönelik yapıcı önerileri de tartışmak adına bu teoriyi de ilgili uzmanların ve bu alanda kafa yoran herkesin dikkatlerine tartışmak üzere sunmak istiyorum.

Sevgiyle

İbrahim

Beğen paylaş

Bir cevap yazın