İçindeki Dünya

Farkında olmadan, kokusunu duymadan, kan kırmızısını görmeden geçip gidiyorsan eğer yanından, o gülün var olmasının ne önemi kalırdı ki!

O güllerin içinden gökyüzüne uzanmıyorsa ellerin, o coşkuyu hissetmiyorsan mesela, ne kadar anlamlı olurdu sadece nefes alıp veriyor olman!

Dünya hep aynı hızda dönüyor, telaşlı olan sensin.

İsteklerin bitmiyor,

Farkında mısın?

İstedikçe, sahip oldukça daha kaygıyla daha telaşla hızlanıyor dünyan’ın dönüşü.

Küçük Prens kitabındaki o satırlar gibi: “İnsanların artık anlamaya zamanları yok. Dükkanlardan her istediklerini satın alıyorlar. Ama dostluk satılan bir dükkan olmadığı için dostları yok.”

Her şeyi satın alamazsın mesela, bir düşün!

Sen hızlandırdıkça, daha hızlı dönüyor Dünya ve sen yetişememekten, hissedememekten şikayet etmeye başlıyorsun.

Şikayet etme!

Bazen yavaşla, hatta gerekirse dur, kendi ritmini bul, sonra derin bir nefes al, ama öyle gelişigüzel değil,

hissede hissede,

ciğerlerini doldura doldura…

Yaşam ritmini bulduğunda içine dolan huzuru hisset.

 

Sonra tekrar çek içine,

Öyle bir çek ki hayatı içine, yanından her gün fark etmeden geçtiğin o güllerin kokusu, anlam bulsun senin nefesinde…

İçinde canlansın Dünya!

İşte o dünya canlanınca içinde, bir yıldızda yaşayan çiçeği bile sevebilirsin. “”Bir yıldızda yaşayan çiçeği seversen, geceleri gökyüzüne bakmak güzel gelir.” mesela.

Ellerin gökyüzüne uzansın, tutacakmış gibi bulutları.
Öyle yaşa işte hayatı,

Öyle bir hisset, öyle bir yaşa ki, Yaşam; “İşte bu benim, anlamım bu!” diye gerçirsin içinden.

Unutma, dünya senin içinde.

Sevgiyle,
İbrahim

 

Ps.: instagram: İçindeki Dünya @ikayral

Beğen paylaş