Kimseye eyvallahım yok!…

Günlük yaşantımızda sık sık duyduğumuz ya da belki de dile getirdiğimiz bir cümledir: Kimseye eyvallah etmemek…

Peki neden sarfedilir bu cümle?

Ve nasıl algılanır?…

Kimseye eyvallah etmeyip, minnet duymayan tavırlar sergileyen kimsenin bu davranışları; ya bilgi- görgü, sevgi-ilgi, para-pul, maddi-manevi ihtiyaç duyduğu her şeye (ya da bir çoğuna) sahip olup, bunlar sayesinde muhatabına katacağı zenginlikten/değerden emin kişinin ya da bu değerlerdeki yoksunluklarını örtbas etmeyi bu şekilde başardığını sanan kişinin davranış biçimidir.

“Kimseye eyvallah etmezlik” tavırlarından ziyade, altındaki sebeplerdir asıl ‘bizi biz yapan’

İkisinin kaynağında da gururun ötesinde kibir vardır.

Tek farkları; birincisinde muhatabının kişiden alacağı zenginliğe/değere muhtaçlık hali ve ortada bir ‘değerin’ varlığı, o tavırları takınan kişiyi muhatabının gözünde ‘saygın’ yapabilirken, ikincisinde ‘aynı tavırların’ kişiyi komik hallere düşürmesidir.

Ancak maalesef maddenin hakimiyeti ön plana çıktıkça ve “bireyselleşme” bu dalganın yarattığı etkiyle arttıkça “kimsenin kimseye eyvallahı” iyice kalmıyor…

Hoşgörü, mütevazilik, yardımseverlik, hatır bilme, gönül alma, paylaşma gibi kavramlar yerini daha çok kişisel rekabete bırakır oluyor…

Ve daha kötüsü artık bu rekabet haliyle, kişilerin bireyselleşme ve birbirlerine tahammül etmeme, paylaşmama, yardımlaşmama halleri çocukluktan itibaren anne-babalar ve eğitim sistemleri eliyle daha da keskinleşiyor.

Şu aşamada bu durumun farkında olmak ve kendi dünyamızda gerekli tedbirleri almak hiç değilse insanın yalnızlaşması ve bundan dolayı ortaya çıkan ya da çıkacak sorunlara engel olabilmek açısından önemli bir çaba olacaktır.

***

 

Not: Bu yazım 06 Eylül 2011 tarihinde Milliyet Blog sayfamda yayınlanmıştır.

 

Beğen paylaş

Bir cevap yazın