Yalnızlaşıyor muyuz?

Modern insanın en güncel problemlerinden birisi yalnızlaşmak gibi duruyor.

Komşuluklar ölüyor, akrabalıklar bitiyor, aileler bile aynı evin içinde farklı köşelerdeler, hatta eğer istenildiği gibi bir köşe bulunamazsa aileler de parçalanıveriyor…

Neden bu kadar ayrışıyoruz peki?

Bu kendi tercihimiz mi, yoksa yalnızlığa ister istemez sürükleniyor muyuz?

yalnızlık

Gelin adım adım gidelim;

–          Elektrik yokken, mum ışığında ya da gaz lambası ile aynı odayı paylaşan, hatta aynı odada uyuyup uyanan insanlar bir aradalar. Herkes bir arada; anlatıyor, dinliyor. Çoğu zaman aynı kaptan yenilip içiliyor. Tek eğlence aile bireylerinin birbirlerine anlattıkları olaylar, hikayeler…  (Ben bu dönemi büyüklerimden dinledim tabii 🙂 Sonra elektrik geliyor ve mum ışığı yerini modern aydınlatmaya bırakıyor. Geceler uzuyor, evin diğer alanları da aydınlanıyor.

–          İlerleyen yıllarda da aynı şekilde sobalı evlerde herkes sobanın kurulduğu odalarda oturuyor, kaloriferler kullanılmaya başlanılınca diğer odalar da kullanıma açılıyor ve odalar yavaş yavaş ayrılmaya başlıyor. Artık evin özellikle gençleri vakitlerinin çoğu zamanını odalarında geçiriyorlar.

–          Eğlenme, dertleşme, paylaşma, izleme, dinleme tüm bu ihtiyaçlar genellikle masa başında uzun sofra muhabbetlerinde hayat buluyor. Ancak özellikle televizyon çıktıktan sonra durum iyice değişiyor. TV Kanalları neredeyse bizim ne zaman neye sevinip üzüleceğimize, hangi konuyu konuşup, dinleyeceğimize, neyi öğrenip, neyi bilmeyeceğimize karar verir hale geliyor.

–          Televizyon ile insan-insan ilişkisi yerini insan-ekran ilişkisine bırakıyor. Bilgisayarlar hayatımıza giriyor.

–          Sonrasında, Y Kuşağı da dahil, herkes gelişmelere daha tanış. İnternet, cep telefonları, akıllı telefonlar…

Artık bakacağımız ekran sayısı o kadar çok, ilgileneceğimiz konu yelpazesi o kadar geniş ki sıra insan-insan muhabbetine gelemiyor bir türlü.

Biraz televizyona, biraz bilgisayara, biraz da elimizdeki telefona bakınca (hatta çoğu zaman hepsi aynı anda kontrol ediliyor) bir de bakıyoruz ki gün bitmiş, gece bitmiş.

Peki, bu durumdan şikâyetçi miyiz?

Evet şikâyetçiyiz.

Sürekli şikâyet ediyoruz.

Yazımızın başında sıraladığımız gibi; bir bir ölen insani ilişkilerden dertleniyoruz.

(Tabi burada komşuluk, akrabalık, aile gibi farklı ilişkilerin ortadan kalkıyor ya da zayıflıyor olması farklı birçok sosyo-ekonomik unsura da bağlı. Ama bana göre teknolojik gelişmeler genel anlamda tüm bu gelişmelerin temelinde yer aldığından sadece teknoloji üzerinden gidiyoruz.)

Peki şikayetimizde samimi miyiz?

Bana sorarsanız değiliz!

Neden mi?

Akıllı telefon/bilgisayar (PC) ve internetin bir arada olduğu karma yapıya sanal dünya ya da yazımızın kendi kurgusunda Ekran diyelim! Çünkü artık TV’ler de internete bağlanıyor ve cepte, masaüstünde, dizüstünde, tv ünitesinde hepsinin ortak yanı insan-insana diyalogların yerini almaları.

İnsan-ekran ilişkisi neden insan-insan ilişkilerinin yerini alıyor? Hadi “yerini alıyor” dememiz tartışmalara yol açmasın, daha çok zamanımızı (ç)alıyor diyelim!

Aklıma gelen sebepleri hemen sıralayayım:

–          Artık kişisel zevklerimiz çok detaylı derecede farklılaştı. Filmler, yemekler, müzikler vs. ilgilendiğimiz her konu çok küçük detayları ile bizim için önemli. Örneğin aynı şarkıyı bile kimin nasıl yorumladığına göre zevklerimiz ayrışıyor. Artık daha seçici, zor beğenen, mükemmeliyetçi(!) insanlarız. Hal böyle olunca birarada olduğumuz süreler kısalıyor. Detaylara o kadar çok dikkat ediyoruz ki, ortak noktalar bulmakta zorlanıyoruz. Bu detay(cılık)da bize en hızlı cevap verebilenler ise “Ekranlar”. Herkes, kendi zevkinin en detayına kadar tüm aradığını ekranlarda bulabiliyor. İstediği şarkıyı, istediği şarkıcıdan, kulaklığını takıp, odasına çekilip bir şekilde “yalnız başına” dinliyor.

–          İnsanların sadece zevkleri değil, zekâları, algı ve ilgi düzeyleri de farklı farklı. Ekranlar, her bir tür ve düzey için bu farklılıklara cevap verirken, insan-insana ilişkilerde de bir süre sonra tıkanıp kalıyorsunuz. En uzun muhabbetlerde bile 10-15 dakika arasında herkes bir “kişisel ekranını” kontrol ediyor. Bu durum, çoğu zaman birlikteyken bile bir arada ol(a)mamamıza yol açıyor.

–          Diğer yandan durum o kadar da vahim değil. Sosyal medya, aslında bizi sandığımızdan daha çok bir arada tutuyor, birbirimize bağlıyor. Birarada olduklarımızla gerçekte birlikte olmadığımız kadar, aynı mekanda birarada olmadıklarımızla da birlikte oluyoruz. (Biraz karışık oldu ama hemen örnekleyelim). Örneğin, bir grup arkadaşınızla birlikte yemek yemek için birarada aynı masada oturuyorsunuz. Ancak bir süre sonra anlatılan konu sizin ilginizin epeyce bir dışında kalıyor. Hemen elinizdeki kişisel ekrandan uzaktaki arkadaşınız ile kısa bir sohbete giriyorsunuz. O an fotoğrafını alıyor, videosunu izliyorsunuz. Sonra masaya dönüp kaldığınız yerden sohbete giriyorsunuz.

Peki, o anda gerçekte siz kiminlesiniz?

–          Örneğimizden devam edecek olursak, uzun zamandır biraraya gelemediğiniz ve aynı masada yemek yediğiniz dostlarınız hakkında da bugüne kadar çok birşey kaçırmamıştınız aslında. Sosyal medyadan hangi gün nerede oldukları, tatillerini nerede yaptıkları, hangi filmi izledikleri ve film hakkında ne düşündüklerini daha önce gördünüz ve zaten biliyorsunuz. Bu konulardan bahsetmeye başladığında da “aa evet paylaşımlarını görmüştüm, beğenmiştim…” şeklinde karşılık veriyorsunuz. Bir diğer deyişle; birlikte değildik ama birbirimiz hakkında herşeyi zaten biliyorduk.

business-people

 

Sorumuza dönelim; gerçekten yalnızlaşıyor muyuz?

Bana sorarsanız yalnızlaşmıyoruz.

Zaten hep yalnızdık!

Şu an yaşadığımız “yalnızlaştığımız” duygusu ile önceki sosyal ilişkilerden farkımız ise ilişki formlarımızın değişiyor olması ve bu değişim sürecinde eskiye yaptığımız göndermeler. Belki de sadece ağız alışkanlıklarımız:  “Nerede o eski bayramlar” gibi 🙂

Seviyorsak uzak ya da yakın olsa da seviyor, sevmiyorsak uzak ya da yakın zaten sevmiyoruz.

Sesli ve görüntülü teknoloji sayesinde en uzaktakilerle bile istediğimiz an görüşebiliyoruz.

Elimizde “ekranlarımız” olduğu sürece en uzaktaki tanıdığımız ya da tanımadığımız herkes o “ekranın” her an içindeler zaten.

Belki de yal-nız-laşmıyor tam tersi daha da kalabalıklaşıyor, birarada ve iç içe yaşıyoruz…

Gerçi artık birbirimize daha az sarılıp, dokunabiliyoruz…

Ama bunların yerini de dokunmatik ekranlar alacak gibi görünüyor(?) 🙂

Peki ya sizce?

Yalnızlaşıyor muyuz, yoksa daha bağlı bir dünya mı yaşadığımız?

Yorumlarınızı bekliyorum.

Sevgiyle kalın…

İbrahim H. KAYRAL

Beğen paylaş

Yalnızlaşıyor muyuz?” için bir yorum

  • Mart 3, 2015 tarihinde, saat 11:25 pm
    Permalink

    Yalnızlaşıyoruz bence, bu güzel yazıyı okuduktan sonra bir kez daha emin oldum ki evet gün geçtikçe yalnızlaşıyoruz. Ne ailelerde ne arkadaşlıklarda doyurucu bir paylaşım kalmadı; eksik, kesintili, yüzeysel ilişkiler sarmalının içindeyiz.
    Sanırım bu “ekranlar”la olan ilişkimizi iyi yönetememişiz. Teknolojinin nimetleri karşısında büyülenmiş bir haldeyken, bir yandan da bizden alıp götürmesine izin verdiklerimizi başka başka mecralarda arama telaşındayız. Hal böyle olmasa bu kadar kişisel gelisim, anlam, değer arayışı niye?

Bir cevap yazın

Yazıyı beğendiysen paylaş